Solcuydu, İslamcı oldu!.. (1)

Öncelikle bize zaman ayırdığınız teşekkür ederiz. Kağan Tayanç' ın müzikal geçmişini öğrenebilir miyiz?

Ben teşekkür ederim. Mandolin, blok flüt gibi çocukluktaki denemelerden sonra ilk ciddi müzik başlangıcı gitar öğrenmekle birlikte oldu. Lisenin sonları, üniversitenin başlarında olduğum dönemlerdeydi. Yıl 1988-89 zamanları. Tabii o zamanların modası olduğu için barlarda çalışmaya başladık. O dönemde pop müzik bu kadar yaygın değildi. Henüz daha rayından çıkmamış, çığırından çıkmamış bir vaziyetteydi. Sezen Aksu, Kayahan, Nilüfer gibi sanatçılar vardı ki biz onları bile pop addeder, çalmazdık; daha çok avangart, klasik, standartlar, rock ve folk çalardık. Bir de ne var, protest müzik var elbette... Livaneli'lerin çok popüler olduğu bir dönem, onların şarkıları vardı repertuarımızda. Böyle başladık. Sonra orkestra çalışmalarıyla birlikte rock müzik çalışmaları başladı. Üniversitedeyken bir punk grubumuz vardı. İsmi 'The Kitch', Ankaralılar hatırlar onu.

Hangi üniversite?

Hacettepe Üniversitesi… 1994'te de İstanbul'da "Objektif" grubunda klavye çaldım, bir yıl boyunca. Müzik geçmişi böyle başladı sonra müziği bıraktım ve turist rehberliğine başladım 1997 senesinde. 2001'de "Kemancı" ya ses teknisyeni olarak başladım. Aynı dönemlerde "Yeni Melek Gösteri Merkezi" nin müzik direktörlüğünü yürüttüm 2006'ya kadar. Yani enstrümantalist veya yorumcu olarak içinde bulunmasam da müzikle bağlarımı kopartmış değildim. Ardından iki yıl önce Engin Noyan'la tanıştık ve bu albüm süreci başladı.

Engin Noyan' ın bu albüme katkısı ne yönde oldu?

Onun katkısı gaz verme yönünde oldu, sonra ortadan kayboldu (gülüyor) Şaka bir yana, işlerinin yoğunluğu sebebiyle uzaklaşmak zorunda kaldı. Tam ben şarkıları seçtim, kayıtlara başladım Engin Noyan'ın seminerleri arttı, kayıtlara gelemedi. Dolayısıyla o sürecin içinde olamadı bir türlü. Ben tek başıma devam ettim. Aslında Engin Noyan'la birlikte söyleyecektik, düet şeklinde olacaktı ama işler planladığımız gibi gitmedi.

Peki Engin Noyan'ın müzik dışında sizin felsefenize, hayat görüşünüze daha doğrusu 'hicret'inize bir katkısı oldu mu? Malum, kendisi de bir muhacir...

Tanıştığımızda ben o hicrette epey yol almıştım. Ama bunun devam eden bir yolculuk olduğunu belirtmek isterim, hala yürüyoruz. Engin Noyan da bu yolda önemli kilometre taşlarından. Benim hikayem daha çok evliliğimle ilgilidir, üç yıl öncesine dayanır.

'Teoride Müslüman olmanın acısını çektim'

Başlangıcı nasıl oldu peki bu hicretin? Önceki Kağan Tayanç nasıl biriydi? Sözgelimi deist miydiniz, ateist miydiniz?

Hiç bir zaman ateist olmadım aslında. Sadece lise son, üniversitenin ilk yıllarında sol akımlardan etkilenmiş olmam sebebiyle İslam'dan epey uzaklaşmıştım fakat hiçbir zaman "ateistim" demedim. hatta tam tersine Hacettepe'deki Dev Genç'liler içinde aksatarak da olsa cuma namazlarına giden belki de tek kişiydim. Ama şunları yaptım, Allah affetsin; mesela benim kız arkadaşımın eteği biraz kısaysa ve sakallı bir amca 'fesuphanallah' çektiyse 'ne bakıyorsun kızın bacaklarına? Sakalından utanmıyor musun?' diye adamı rezil ettiğim olmuştur. Yani adam aslında oraya bakmıyor ama ben 'dinci, islamcı' diye tabir edilen insanlara duyduğum tepkiden dolayı onu bu duruma sokmuşumdur. Hakkını helal eder inşallah o amca. Böyle şeyler yaptık ama bu beni ateist durumuna sokmadı hiç bir zaman.
Sonra zaman içerisinde baktım ki teoride Müslümanım, pratikte hiç bir şey yok, ki ben bu iki kavramın çatışmaması gerektiğine inanan bir insanım. Örneğin teoride solcusun ama pratikte solcu olamıyorsan revizyonistsin, oportünistsin, liboşsun. Bütün bunları insan yapısı bir felsefenin içinde uygularken, Allah yapısı bir dinde uygulayamıyor olmanın acısını çekmeye başladım ve pratikte de İslam'ın gereklerini yerine getirmeye çalıştım. Önce cuma namazları daha düzenli hale geldi, dine yaklaşma açısından oruç tutmaya başladım. Ama en son aşaması beş vakit namaz kılmak oldu diyebilirim ve beni bir zaman gerçekten çok zorladı ama alıştım Allah'a şükür.

Pink Floyd Müslüman olsaydı...

Peki müziğinizi hiç dinlememiş birine nasıl tarif edersiniz? Sufi müziğinin rock, jazz, blues ile bir karışımı mıdır? Otantik çalgıları kullandınız mı?

Şöyle söyleyeyim; 'Pink Floyd Müslüman olsaydı nasıl bir şey ortaya çıkardı' diye yola çıktık. Benim müzikal altyapımın oluşmasında çok önemli bir gruptur çünkü. Pink Floyd'a bir tane neyzen koyduk, üfledi. Olması çok gerekli değildi belki, ama inanıyorum ki onlar Müslüman olsalardı böyle yaparlardı, bu bölgeye has bir enstrüman olurdu içinde mutlaka. Sonra sözlerini masaya yatırdık, elbette çok güzel sözler ama tevhid inancıyla uyuşmuyordu. Sufi rock dedik madem, tevhid inancı olmak zorunda. Tabii aynı zamanda İslam'la da barışık olmak zorunda, uçup gitmeyelim tevhidi koyduk diye dedik. İslam'ın çizdiği sınırları sözlere ve müziğe uyguladık. Sonra şunu gördüm, hazır metinler var. Yunus Emre'yi inceledik; tevhid var, hümanist, gayet evrensel ve benim yaptığım müzikle birebir örtüşüyor. O yüzden Yunus'la rock müziği buluşturduk, sonra onu baz alarak yeni sözler yazdık. Bu çerçevede Mehmet Akif Ersoy da çok önemli biriydi, ondan da faydalandık. Sufi rock böyle oluştu diyebilirim.

Çok fazla kaygı yok mu sizce? 'Sözler İslami olsun, müzik herkesin kulağına tanıdık gelsin' gibi...

Sadece kaygı var bu müzikte. (gülüyor)

Pink Floyd demişken sormak istiyorum; Kağan Tayanç rocker mıdır?

Tabii ki, Kağan Tayanç bir rocker!

Peki tamamıyla özgürlük temelli bir müzikle, ram olmak üzerine kurulu bir dinin bakışı çatışmıyor mu?

Hayır, çatışmıyor. Bu insani yorumlar, rock müziğin özgürlük peşinde koşuyor olması, İslam'ın bir yerlere biat etmeyi gerektirdiği gibi anlayışlar sadece insanların atfettiği kavramlar. Aslında İslam kimseye birilerine biat etmeyi öğütlemiyor, Allah'a kulluk eden insan başkasına biat etmemeli. Rock ne kadar devrimciyse, İslam bin defa daha devrimci! Rock ne kadar zincir kırıcıysa, İslam ondan bin kez daha zincir kırıcı! Yani insanların bakış açısıyla alakalı tüm bu yorumlar…

Sizin punk müzik geçmişiniz de var. Punk grupları felsefelerini nihilizm, anarşizm üzerine kurmuşlar genelde. Bunu bağdaştırabiliyor musunuz İslam'la?

Kabul, doğru… Bunu şöyle gözlemlemek lazım. Punk müzik işçilerin isyanıyla ortaya çıkmıştır dense de aslında "Sex Pistols" gibi bunun ilk örnekleri ne işçi olmuşlardır ne de hayatlarında çalışmışlardır. Böyle müzik tarzlarını felsefeleriyle yorumlarken kimin ne olduğuna bakmak lazım. Aslında tüm müzik akımlarının altında amacı tamamen müzik yapmak olan bir grup haytanın aktiviteleri vardır. Punk müziğin de felsefesi "The Clash" gibi örnekler çıktıktan sonra doldurulmuştur.

Türkiye'deki rock müzik piyasası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben klasik bir rock dinleyicisiyim ve 90'lardan sonra kendimi yeni gruplara kapattım. Çünkü rock, "alternatif rock" adı altında poplaştırıldı; artık sadece içinde elektrogitar olan pop şarkılara dönüştü. 90larda Oasis, Blur gibi gruplar sırf para kaygısıyla ortaya çıkartılmış pop gruplarıdır. Müzik şirketleri rock müziğin artık para getirmediğini görünce böyle bir değişime gitmişlerdir.
Bizde de arabesk-rock akımı var, bunun başlangıcı da Duman grubudur. Ama bunu iyi görmek lazım, rock istiyoruz ama bir yanımız da arabesk. Onu istemiyorsak Mor ve Ötesi gibi müzik yapacağız. Hip hop kültürüne de ısındık, o zaman da Manga dinleyeceğiz. Yani şöyle bakınca bugün Türkiye'de rock grubu denince akla gelen ilk beş gruptan hiç birinin müziği salt rock değil.

Peki bir şarkıyı rock yapan onun biçiminden ziyade şarkıcının/grubun duruşu değil midir?

Bence; her şeyden önce armonisi gelir. Sonra kullanılan müzik aletleri ve kişinin duruşu. Bugünkü rock müzikte bunların hiç biri yok nerdeyse. Bir tek elektrogitar sesi kalmış.

'Yusuf İslam keşke gitarını hiç bırakmasaydı'

Kendi tarzınıza yakın müzik yapan grup ya da sanatçılar var mı?

Murat Çelik'i yakın görüyorum ve seviyorum da… Ama onunki daha bir klasik rock müzik... Sufi öğeler benimki kadar çok değil. Yeri gelmişken belirteyim; Sufi rock kavramı benden önce sadece Pakistan'da kullanılmış. Ama onların müziğinde rock müzik öğeleri yok. Zannedersem "Batı altyapılı etnik müzik" demek istemişler fakat böyle uzun bir tabir kullanmama adına Sufi rock ismini seçmişler.

İslami şarkıcıların en ünlüsü olan Yusuf İslam'a gelirsek; din ona nasıl etki etti?

İslam'ın onun müziğine etkileri kötüdür. Maalesef onun Müslüman olmadan önceki albümüyle son çalışması arasında dünya kadar fark var. Büyük bir geriye gidiş söz konusu müzikal açıdan; keşke elinden gitarını hiç bırakmasaydı. Tamam, hala bizim camianın en iyilerinden biri fakat Cat Stevens'la karşılaştırırsak çok geride.

Özellikle rock gruplarının hayranları abartılı davranış gösteriyorlar. Siz de bir rock şarkıcısısınız, bu konuya bakışınız nasıl?

Hayran sözcüğünü çok doğru bulmuyorum. Sevdiğim gruplar oldu ama kimsenin hayranı olmadım. Kimsenin benim posterlerimi duvarlarına asmasını, konserime gelip çığlık atmasını istemem. Hatta ben alkıştan bile hoşlanmıyorum, çünkü alkış insanın egosunu şişirebilir.

Şarkılarınızda İslami tandanslı sözleri besteliyorsunuz. Bunun sınırı nedir?

En uç noktaya kadar gidebilir fakat İslam'ın hümanist tarafına da vurgu yapmalıdır sözler. Ayrıca din adına yapılan yanlışlıkları da belirtmek gerekli. Örneğin ben fetva makamı olsaydım Usame Bin Ladin için 'katli vaciptir' diye fetva yayınlardım. İslam'a ve insana verdiği zararlardan dolayı. Bu ikisi zaten iç içedir, ayrı düşünülemez.

Hicretinizden sonra iş bulma konusunda sıkıntılar yaşamışsınız; doğru mu?

Ben bu dönüşü tamamladıktan sonra müziğe tekrar başladığım için konser alma konusunda bu sebepten bir sıkıntı yaşamadım. İslami bir şarkıcı olarak kabul edildim direkt. Fakat reklam ve grafik alanında iş bulmakta sorun oldu. O çevre daha ziyade İslam'a mesafeli insanların hegemonyasında olduğundan bir ayrımcılığa uğradım açıkçası. İslam'a yaklaştığımı gördükçe benden ellerini çektiler.

Kulvar değiştirmenin zorluğu

Peki İslami camia sizi sahiplendi mi? Büyüyen bir İslami medya var fakat kendi içinde bölünmüş durumda ve farklı cemaatlerin kontrolünde. Birinin adamı olmadan iş almak zor, bunun sıkıntısını yaşadınız mı? Ya da bir başka deyişle İslami medyada size negatif bakan var mı?

Şunu rahatlıkla söyleyebiliyorum; karşı olan yok. Ama şunlar oluyor; ellerindeki geleneksel alışkanlıklardan oluşmuş kuşkuları var ve bundan dolayı benim yaptığım işlere biraz çekinerek bakıyorlar. Bana destek olan kimse yok, birkaç arkadaşım dışında. Ama medyanın bana bakışı bir süre sonra değişecek diye düşünüyorum. Niyetimin sahih olduğunu görecekler elbet. Tabii bu biraz da toplumla alakalı, onlar beni biraz daha anladıkları, sahiplendikleri zaman medyanın da bana kuşkulu bakışı bitecek. Ama kimseye bu bağlamda bir kırgınlığım yok.
Hikayemin en başına dönecek olursam; dar kentten ışık kente bir yolculuk yaptım.Ben aydınlandım, ben güzel bir limana geldim. Ama gelince gördüm ki insanlarımız, bu güzel limanın yaşayanları Işık kentin farkında değiller.Yine Yusuf İslam'ın da kullandığı bir söz; 'insanlara bakıp karar verseydim Müslüman olmazdım' yine insanların durumuna baksaydım İslam'dan geri dönerdim. Fakat sonuçta bu bir din; kişilerin hataları kendilerini bağlar Allah'ın dinini değil. Bu limanda İslam'ın içine doğmuş insanlar sürekli yontulmuşlar; 'aman şu olmasın; bu olmasın' diyerek köşelerini zımparalamışlar. Sofulukları da fazla kalmamış. Oysa ben ve benim gibi hicret edenler 'yontulmamış softa' olarak yaşıyorlar dini. Yani sivri köşeleri alışkanlıklarla, şartlandırılmalarla, zorundalıklarla veya komplekslerle yontulmadığı için her yerde ve koşulda "doğrucu Davut" oluyorlar. İnsanlar bu kadar direkt hareketlere çok alışık değiller, hoşlanmıyorlar. Sorgulamayı ve sorgulatanları pek sevmiyorlar. Tekdüzeliği, dolambaçlı imaları, nezaket ambalajlarını, tek tipliği seviyorlar; insanlarla ilgili çok yanlışlıklar gördüm.

Yani diğer cenahtan dönenler daha mı şanslı?

Şöyle bir şansları var; batıla, komplekse, korkuya bulaşmamış olmaktan doğan bir şans söz konusu. Ben hem kendi adıma hem de diğer muhacirlerde gördüklerimden dolayı söylüyorum bunu. Batıl inanç, Kuran'da olmayan inanışlar bu limanda doğup büyüyenlerde çok yaygın. Gelenek dinin önüne geçmiş onlarda ve bunu göremiyorlar. Görseler de bundan sıyrılamıyorlar. Ama İslam'ı sonradan yaşamaya başlayanlarda bu yok, çünkü genelde bu hurafelerle doğmamış ya da bunlara bulaşmamış oluyorlar. O sebeple daha iyi yorumlayabiliyorlar dini. Tabii ki kimsenin diğerinden üstün olduğuna ya da dini daha iyi yaşadığına biz karar veremeyiz ama en azından yorumlama hususunda muhacirler avantajlı genelde. Tabiri caizse 1-0 önde başlanabiliyor.

'Sloganik müzik yapmıyorum'

Tekrar müziğinize dönecek olursak çok kaygı var dediniz. Bunların sonucu olarak sloganik müzik yaptığınızla alakalı eleştiriler alıyor musunuz?

Sloganik müzik yapmıyorum, o yönde bir sıkıntı yok. Fakat albümde 'hicret' mahlasını kullanmamla ilgili özellikle bizim camiadan eleştiri geldi. 'keşke kullanmasaydın' diyenler oldu. Fazla dindar gözüktüğümü düşünenler oluyor. Az önce kullandığım 'yontulmamış softa' tanımlamasına dönüyoruz yine. Ben bu tabirden de hicret mahlasından da, kökten dinci tanımlamasından da rahatsızlık duymuyorum. Çok İslamcı görünürüm, birileri rahatsız olur, askeriye bana yer vermez, benden mal almaz gibi kaygılarım yok. Taşlar da nereye giderse gitsin (gülüyor).Yahut bunun tersine daha fazla İslamcı görünmek gibi bir derdim de yok. Aksine severek kullanıyorum bu ismi benim hicretimi anlattığı için. Ama bu isim konusunda kaygılananlara hak vermesem de anlayabiliyorum. Evet, ben kökten dinciyim, peygamber efendimiz ne kadar kökten dinciyse ben de o kadarım. Bu işin lamı cimi, ılımlı İslam'ı, kökten olmayan dini yok! Ayrıca bütün sahabe de benim gibi muhacirdi, islam'ı sonradan yaşamaya başlamışlardı. Bu yüzden muhacirler konusunda daha dikkatli olunması gerektiğini söylüyorum. Tabii bir de kökten dinci tabiri doğru kullanılmalı.

Pentagram ve Bulutsuzluk Özlemi'ni nasıl buluyor?

Müzik hayatınız boyunca birlikte çalışma fırsatı bulunduğunuz grup ve şarkıcılardan birkaç örnek verebilir misiniz?

Türkiye'deki rock müziğin önemli isimleriyle tonmaister, müzisyen ya da müzik yönetmeni olarak yolumuz bir şekilde kesişti. Özellikle "Yeni Melek" günlerimde dünyaca ünlü gruplarla da çalışma şansım oldu. Pentagram da o gruplar içinde en iyilerden birisidir. Çünkü gerçekten rock müzik yapıyorlar.

Pentagram'ın değişimini nasıl buluyorsunuz? Trash metal yapan bir grupken şimdilerde Anadolu ezgilerini de kullanmaya başladılar. Bunu samimi buluyor musunuz?

Şunu hep gözden kaçırıyoruz; müzik ne kadar samimi olursa olsun ticari kaygılarla yapılır. Her albüm satsın diye üretilir. Konjonktür gereği 'biz sadece kendimiz ve fanlarımız için müzik yapıyoruz' yaklaşımı biraz uçmuş bir söylemdir. Dolayısıyla Pentagram'ın da, Bulutsuzluk Özlemi'nin de –sevdiğim için söylüyorum- Feridun Düzağaç'ın da satış kaygısı vardır ve olmalıdır da. Satmıyorsa birilerine ulaşmıyordur. Satsın ki konser versin, insanlara ulaşsın diye düşünüyorum. Ben onların çalışmalarını samimi buluyorum.

Türkiye'de en iyi rock grubu olarak Pentagram'ı mı buluyorsunuz?

Hayır benim oyum UÇK'dan yana. Fazla bilinmeyen, Ankaralı bir death metal grubu, gerçekten çok iyi müzik yapıyorlar. Armonileriyle tam olarak rock grubu diyebileceğim bir grup.

Heavy metal ve türevlerine baktığımız zaman bizim ülkemizdeki gruplar daha elit tabakaya mensupken, dışarıdaki örneklerde toplumun alt tabakasındaki insanların yaptığı müzik olarak görünüyor. Bu farklılığı neye bağlıyorsunuz?Bu Türkiye'nin genel yapısı aslında. Biz yakın zamana kadar çok içe kapalı bir ülkeydik. Belki Özal dönemiyle birlikte başladık açılmaya. Dolayısıyla yurt dışına çıkıp oradaki akımları takip edebilen, etkilenenler sosyete ya da burjuva dediğimiz insanlardı. Mesela tüm dünyada çok underground olarak görülen dövme yaptırmak biz de daha elit insanlara has bir tavır. Türkiye açılımlarını hep onlar üzerinden yapıyor. Heavy metal de ilk ortaya çıktığında normal olarak önce Bağdat Caddesi'nin zengin çocukları tarafından dinlenebildi. Biz de üniversitede müzik yaparken çoğunluk hep zengin çocuklarıydı. UÇK'yı biraz da bu yüzden seviyorum.

renkhaber.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !