Solcuydu, İslamcı oldu. DEV-GENÇ'ten Cuma namazına...(2)

Teknolojiye bakışınız nasıl? Özellikle elektronik müziğe…

Teknolojiyi hayatımı kolaylaştırdığı sürece seviyorum. Müzik söz konusu olunca sonuç olarak elektrogitar da bir teknolojik ürün. O yüzden 'teknolojiye karşıyım' gibi bir cümle benden çıkmaz. Ama elektronik müzik öğeleri yani dijital seslerin müziğin içine girmesi, ritmin, sözlerin tekdüzeleşmesi hususunda teknolojiyi sevmiyorum. Daha doğru bir deyişle bu şekilde yansımasından hoşlanmıyorum. İşin bir de mp3 indirme safhası var tabii. İslam'ı yaşayan bir insan bunun da hırsızlık olduğunu bilip ona göre davranmak zorundadır. Ben bunun farkına vardığımda 200 gb'lik bir hard disc’imi sildim, binlerce kopya cd’yi çöpe attım.

'İlahiye İslami Arabesk desinler'

İlahilerle ilgili de sizi rahatsız eden bir şeyler var sanırım.

Tabii aslında hepimizi rahatsız etmesi gereken bir konu bu. İlahi sözcüğü çok ucuzlaştırılıyor. Arabesk bir şarkı nasıl ulvi olabiliyor bunu anlamıyorum. Başka bir isim bulsunlar, İslami arabesk desinler. Mesela. Benim için ilahi demek Türk tasavvuf musikisi demektir.

Hayko Cepkin Alevi deyişi söylerse...

Son dönemde çok popüler olan bir ilahi var; Hayko Cepkin tarafından söylenen 'demedim mi?' Şarkıdan öte bunu kimin söylediği de önemli değil mi? Bir Alevi deyişini alıp gayrimüslim bir şarkıcıya söyletmek doğru mu? Burada bir popülizm yok mu?

Orada birçok noktayı birlikte ele almak gerekli diye düşünüyorum. Hayko Cepkin'i önceden de tanırım ve o yapması gerekeni yapıyor. Müziğin ticari tarafından bahsetmiştik az önce. TRT belki böyle bir açılımın güzel olacağını düşünmüş olabilir. Ayrıca Onur Ünlü gibi değerli bir yönetmenin bu konulara el atmasını sağlamak istemiş olabilirler. Ya da benim gibi ilahi denen müziğin arabeskleştirilmesinden rahatsız olmuş olabilirler. Yani burada birçok iyi niyetli nokta bulabiliriz. Bu yüzden böyle bir girişimleri olmuştur. Ama hep şöyle bir hata yapıyoruz; bizim müziğimiz tek sesli bir müzik, makamlar üzerine kurulu ve armoniye kaçmadan icra edilen bir müzik. Bunu armonileştirmeye çalışma çabası parçaları arabeskleştiriyor. Tek sesli müziği modernleştirme çabası havanda su dövmek gibidir. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın çok bir şey değişmiyor. Hayko Cepkin'in böyle bir çalışma yapmasını olumlu buluyorum. Bundan daha beteri Burak Kut'un senfoni orkestrasıyla ilahi söyleme çabasıdır (gülüyor).
Herkes karşısındakini, "öteki"ni tanımlamakla meşgul, tanımlayıp ona sınırlar çizmekle, oysa herkes kendi sınırlarıyla ve kendi tanımlarıyla meşgul olsa iş değişecek, herkesin ve her kesimin en doğru tanımı, kendi yaptığı tanım çünkü. Bırakalım herkes kendini tanımlasın. Tanımlamak, bir sınıfın "öteki" sınıf üzerindeki faşizan bir eylemi olmasın. Alevi deyişi olması konusunda da şunu söylemek istiyorum; ben zaten Alevi-Sünni ayrımını yapay buluyorum. Ben de 'demedim mi'yi konserlerde severek çalıyorum. Ama bunu ne Alevi deyişi olarak gördüm ne de başka bir şey. Benim için sözleri önemli, hem ilahinin dini ya da mezhebi de olmaz. Ayrıca Hz Ali'yi hepimiz yüceltiriz, bizim için değerlidir. Sözlerde geçen 'sır'dan kasıt başkadır belki ama yazanla anlayanın niyetleri önemlidir. Ben nasıl anlıyorsam ondan sorumluyum. '12 imam katarımız' konusuna gelirsek de peygamber efendimizin soyunu hepimiz saygıyla anarız. Daha ötesine gitmeyiz.

'Yunus Emre unutturulmuş vaziyette'

Albümünüzün adı 'Yunus Gibi'. Geçmişe bakarsak Yunus Emre oratoryosu bestelendi, Timur Selçuk'un bazı çalışmaları oldu. 'Bunun hiç rock versiyonu yapılmadı' düşüncesiyle, pastadan pay alma adına mı Yunus şiirlerini besteliyorsunuz?

Bunun, işin ticari kısmıyla hiç ilgisi yok gerçekten. Evet, albüm satsın diye yaptım, ticari kaygım sadece işin rock kısmında var. Şöyle diyeyim; sosyalistken de halkçıydım, içinde halk olmayan hiçbir harekete sıcak bakmazdım şimdi de öyleyim. Yunus Emre'nin halkçılık açısından dönemindekiler arasında tek olduğunu görüyorum. Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş-ı Veli gibi zatlar dönemin büyük, büyütülmüş zatları. Hayatlarıyla ilgili birçok kaynak bulabilirsiniz fakat Yunus unutturulmuş vaziyette. Sadece şiirleri ve efsaneler vasıtasıyla hakkında bilgiye ulaşabiliyoruz. Diğerleri saraylarında büyümüş, yokluk çekmemiş isimler. Evet, İslam'a ve tarihe katkıda bulunmuşlar ama halk yokluk çekerken onlar kıtlık görmemiş. O yüzden çekiyor beni Yunus Emre biraz da. Unutturulmuş olmasını da hazmedemediğim için onu hatırlatmayı borç biliyorum ve her albümümde Yunus' dan en az bir deyiş olacak mutlaka. Ama içerik olarak da her zaman Yunus Emre olacak. O ve onun temsil ettiği değerler üzerinden bir şeyler anlatmaya çalışacağım.

Mehmet Akif'ten de şiirler besteliyorsunuz.

Evet birinci albümde Süleymaniye Kürsüsü'nden şiirini besteledim. İkinci çalışmada da "Ordunun Duası" ve "Uyan" olacak. Onun da tıpkı Yunus gibi unutturulduğunu düşünüyorum. Fakat onun sözleri üzerinden bir şey anlatmayı düşünmüyorum. Sadece hatırlatmak istiyorum Mehmet Akif'i ve ona yapılan haksızlıkları.

'Sosyalist sözcüğünü kullanmıyorum'

Mehmet Akif sosyalist İslamcı olarak tanımlanır kimi çevreler tarafından. Sizin de bu yönde bir geçmişiniz olduğundan mı ona yakınlık duyuyorsunuz?

Aslında ben sosyalist sözcüğünü şu gün için pek kullanmıyorum. Halkçı tanımlamasını tercih ederim. Mehmet Akif'in de şiirlerindeki o halkçı ve eleştirel duruşuna, yanlışlıklara karşı çıkışına çok saygı duyuyorum. Süleymaniye Kürsüsü'nden gibi olağanüstü taşlamalarla dolu bir şiir yazmış şaire sempati duymamam mümkün değil.

'Necip Fazıl Siyasi İslam'dan arındırılmalı'

Sırada böyle başka unutulmuş bir isim var mı peki?

Her ne kadar çok unutulmuş olmasa da Necip Fazıl'ın biraz daha öne çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Ama bu siyasi bir kişilik olarak yapılmamalı. Siyasi İslam'dan sıyrılarak önemli bir yerde bulunmalı çünkü o çok iyi bir şair ve yazar.

Bir gün bir Kağan Tayanç albümünde Nazım Hikmet şiiri görecek miyiz?

Aslında ilk albümde onun Ağa Camii şiirini koymayı planlıyordum. Fakat telif hakları konusunda sıkıntı yaşadık. Çok karışık bir durum söz konusu, bir kısım hakları Yapı Kredi Yayınları'nda, bir kısmı oğlunda, kalanı da Fransa'da… Bu sebepten albüme koyamadık ama beste hazır. Eğer bir gün bu sorunları aşarsak Nazım Hikmet şiirini albümde göreceksiniz. Ayrıca Nazım'ın hayatıyla ilgili bilinmeyenler de anlatılmalı. Son dönemlerinde İslam'a yaklaşmıştır. Bulgaristan'da bir camiye gidip Kuran-ı Kerim dinlediği söylenir. Tabii ne kadar yaklaşmıştır orasını bilemeyiz ama bunlar da anlatılmalı.

'Finansal destekçim yok'

Albüm hazırlama sürecinden bahsedebilir misiniz?

Aslında çok uzun sürmedi çünkü eskiden yaptığım besteler vardı. Sadece sözler konusuna biraz zaman ayırdım. Çünkü konsepte uymuyordu, onları İslam'a yaklaştırdık. Ayrıca yeni dönemime uygun besteler gerekliydi, birkaç beste yaptım. 'Hadi albüm yapalım' dedikten bir iki ay sonra albüm hazırdı ve kayda girdik. Sonra da kayıt aşaması ve piyasaya sunulma aşaması başladı. Bir yapımcıyla çalışmıyorum, menajerim ve finansal destekçim yok, bu yüzden işler biraz yavaş ilerliyor.

Albümünüze nereden ulaşabilir dinleyicileriniz? Her müzik markette bulunuyor mu?

Şu anda dağıtımla ilgili bir sorun yaşıyorum. O da kapak tasarımının değişmesinden kaynaklanıyor. Albümle ilgili bilgiye www.yunusgibi.com adresinden ulaşabilirler. Orada satış noktalarını bildiriyorum.

Yeni çalışmanız ne zaman piyasada olacak?

Çalışmalara başladık, stüdyo aşamasındayız. Zannedersem üç aya kadar piyasaya sürmüş olacağız.

'Bu camiada eleştiri kültürü yok'

Işıkkent'te şahit olduğunuz eksiklikler nelerdir?

Ben her konuda konuşuyor gibi görünüyorum ve bunu özellikle tercih ediyorum. Bizim camiada eleştiri kültürü yok. Yaptığımız yanlışları, İslam adına düşülen hataları söylemiyor çoğunluk. Halkın karşısında, medyanın karşısında el pençe divan duranlar kameralar uzaklaşınca bütün kibirlerini, narsisizmlerini gösteriyorlar. Eksik olanın eleştiri kültürü olduğunu düşünüyorum. O yüzden ben biraz fazla konuşuyor gibi algılanabilirim ama zaten amaç da bu.

Görünüşünüz İslami camianın çoğunluğuna ters geliyordur. Bu hususta sorun yaşadınız mı?

Saçlarım konusunda hiç yadırganmadım. Merakla süzüldüm, bunu söyleyebilirim. Ama bizim dinimiz Hıristiyanlık gibi şekilci olmadığı için kimseden tepki almadım. Bir gün saçımı kesersem bu kendi isteğimle olacaktır.

'Atatürk'ün 1928'e kadar olan dönemini seviyorum'

Ülkenin siyasi gündemi hakkında söylemek istedikleriniz nelerdir?

En önemlisi bence Ergenekon. Türkiye safralarını atıyor ama bence şu an için içeri alınanlar sadece figüranlar. Asıl büyükler yargılanınca kopacak fırtına. "Kuzular"ı geçip "Koçlar"a gelmek gerek yani. Ergenekon dediğimiz oluşum Gladyo'nun uzantısı değil bizzat kendisi. Amerika'nın SSCB'ye karşı kurdurduğu ve sonrasında da dağılma emri verdiği bir örgüt olduğunu biliyoruz. Avrupa'da sadece İtalya'da bu süreç sancılı geçti, onlar direndi sanıyorduk ama asıl direnenler bizdekilermiş. Tarihimize bakarsak bu örgütün daha eski dönemlerde de var olduğu aşikâr. İzmir suikasti, menemen vakası bu örgütün işleri. Hükümetin yürüttüğü çaba önemli ama yeterli değil. Diğer kurumlar da destek olmalı.

'Ergenekon'un avukatlığını yapan CHP' söylemine katılıyor musunuz?

CHP'nin son dönemde yaptığı hiçbir şeyi onaylamak mümkün değil. Evet, Ergenekon'u savunuyorlar gibi duruyor, çünkü statüko ile çok iç içe geçmişler. Bu çabalarına hak vermiyorum ama anlıyorum. Benim fikrimce CHP daha doğrusu CHF Atatürk'ün partisi değil Atatürk'e rağmen kurulmuş bir partidir. Çünkü Atatürk dindar olmasa da Sünni bir Müslüman'dır ve derin devlet ülkenin kontrolünü bir Sünni Müslüman'a bırakmak istemez. Atatürk'ün din ile olan ilişkisi çok konuşuldu, kimi onun Balıkesir mitingini öne çıkartıyor kimi de içki âlemlerini. Burada tipik bir dezenformasyon taktiği uygulanıyor. Ben tüm bu abartılı yorumların bir tarafa bırakılması gerektiğini düşünüyor ve 1928'e kadar olan dönem içinde Paşa'yı çok sevdiğimi söylüyorum.

1928'den sonra ne oluyor?

O tarihten sonra konjonktür güçleri konuyu ele alıyorlar ve Atatürk'ü saf dışı bırakıyorlar diye düşünüyorum. Tarihi olaylara bakarak konuşuyorum ve bunu söylemek için elimde yeterince delilim var. O tarihten sonra Ata'nın rahatsızlığının artması da bir başka neden. Çevresindekiler artık ele alıyorlar işleri.

Peki sizce bu örgütleşme ne zamana kadar uzanıyor?

Bu topraklara yapılmış en büyük ihanet olarak Tanzimat Fermanı'nı görüyorum. Bize hep modernleşme, ilerleme, demokratikleşme çabası diye anlatıldı fakat aslında bu fermanla bürokrasinin devleti ele geçirmesinin yolu açılmıştır. Padişah/kral ve halk, iki tane unsur var. Bunlardan hangisi yönetimi alırsa alsın bürokrasi devre dışı kalacak. Buraya dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Tanzimat Fermanı'yla halkın yönetimi ele geçirmesinin önüne set çekilmiştir. Ve o ciddi bent yüzünden halk hâlâ ülke yönetiminde söz sahibi olamıyor.

'Dünyayı Cengiz Han değil, Yunus Emre kurtaracak'

İslam âlemiyle ilgili tespitleriniz neler?

Müslümanların genel olarak ümitsiz olduğunu görüyorum. Sürekli bir 'öldük biz, bittik biz, bizden adam olmaz' serzenişleri duyuyorum. Bunun öğretilmiş olduğunu, bir gelenek haline geldiğini düşünüyorum. 1600'lü yıllardan sonra böyle ümitsizleşmişiz, her şeye karamsar yaklaşıyoruz. Artık silkelenmek lazım, gençlere burada çok iş düşüyor. Biz kendimizi değiştirmedikçe Allah dünyanın yönetimini bize vermeyecek. Yeniden bir reddediş gerekli, modern putlara karşı. Geleneğin de en büyük put olduğunu düşünüyorum. Genç nesil bunlara karşı bir şeyler yapmalı. Tek kişinin çabasıyla bir şey olmaz. Ben ne yaparsam yapayım boş, birileri benimle gelmeli. Ben birilerine katılmalıyım. Gelenek haline gelmiş bu ümitsizliği reddedip iyi örneklere sarılmamız gerekli. Yeniden yola çıkmak lazım. Ümitsizlikten kurtulup yeni ümitlere sarılmamız gerek. Gerçekten umut veren kişiler de var ama isim vermek istemiyorum tarafgir olmama adına.

Yakın olduğunuz bir parti var mı?

Hayır, ama içinde halk olan, halkın yararına çalışan her partiye yakınım. Ak parti'nin halkın yararına politikalar güttüğünü düşünüyorum. Bu yüzden saygım var fakat bunu bir yana bırakırsak sistemin kuralları çerçevesinde kurulmuş hiçbir partinin tarafı olamam. Sadece halkın faydasına çalıştıkları için destekliyorum. Hükümetin içerisinde Sn Ertuğrul Günay'ın olması beni ümitlendiriyor. Halkçı geçmişi ve söylemleriyle beni temsil ediyor diyebilirim.

'İslam da, Sosyalizm de onurlu insan yetiştirmeyi hedefler'

İslam diniyle sol düşünceyi bağdaştırabiliyor musunuz?

Artık benim için sağ sol gibi kavramlar anlamsız fakat bu soruya İslam'ı ilk yaşam tarzı olarak kabul ettiğim dönemdeki cümlelerimle cevap vereyim: sosyalist sistem kapitalist sisteme göre daha onurlu insanlar yetiştirir. Kapitalizmde belletilen söz gelimi bakkaldan sakız alma özgürlüğü aslında özgürlük değildir. Bunu iyi tanımlamak gerekiyor. Kapitalizmin insanları sürekli birilerinin sırtına basmak, birilerinin kuyusunu kazmak, birilerini kandırmak, kazıklamak, bencil olmak gibi kavramlarla haşır neşir olmak zorundalar. Sosyalizmde bu yok; kimse iş bulmak için yalanlar söylemek, birilerinin önüne geçmek zorunda değil. Sağlık hizmeti almak için bin takla atmak zorunda değil. İslam'ın sosyalizmle olan yakınlığı buradan kaynaklanıyor. Her ikisi de daha onurlu insanlar yetiştirmeyi istiyor. Ama tabii farklılığı da var; İslamiyet'te özel mülk edinme hakkı mevcut. Şunu da belirtmek lazım; sağ partiler daha İslami'dir yargısı yanlış. Bunu kimse söyleyemez.

Avrupa Birliğini yolunda fikriniz nedir?

AB sürecini çok önemli buluyorum. AB ye üyelik amacıyla atılan adımlar bu halkın, bu ülkenin fazlasıyla hak ettiği ve geç kalınmış çabalar. Avrupa'yı, genel anlamda Batıyı köhnemiş ve barbar olarak tanımlıyorum ancak sistemleri çok akılcı hatta İslami. Biz de bu sistemi içselleştirdikten sonra AB ye üye olmaya gerek kalmayacak. Hatta sanırım biz bu yolda Batı'yı aşan yerlerde olacağız ve AB çok isteyecek oraya katılmamızı. AB'nin iki hâkim devleti Fransa ve Almanya aslında birbirlerini hiç sevmezler. Türkiye'nin AB üyeliği netleştiği anda birbirlerini satarlar. Çünkü Türkiye ile ittifak yapan devlet AB'yi kontrol eder. Bu iki devletin şu anki yöneticileri gerçekten 2. sınıf insanlardan oluşuyor. Bunun sebebi de Avrupa'nın genelinde yükselen Faşist hareketler. Yabancı düşmanlığı. Halkın kalitesindeki düşüşe uygun yöneticiler var yani. Hollanda ve Belçika gibi ülkelerdeki insan hakları ihlalleri dikkatli yürütülen propagandalarla görünmezlik örtüsüne bürünüyor. Türkiye'yi insan hakları ihlalleriyle suçlayan Avrupa devletleri kendi donlarını toplayamıyorlar. AB deki bu kötüye gidişi dikkatli takip ediyor ve üzülüyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yerine, neden "Anadolu Evrensel Haklar Mahkemesi"ni biz kurmuyoruz, gücünü birkaç yüzyıllık kanlı Avrupa tarihinden değil, tüm evrenin ve insanlığın tarihinden yani mutlak adaletten alan bir makamdan bahsediyorum. Hep inandığım bir söz var: "Dünyayı Cengiz Han değil, Yunus Emre kurtaracak." Batının genel anlamdaki bu kötü gidişatının karşısında tek ümit İslamiyet'tir. Ama önce Müslümanlar Allahın bahşettiği vakara tekrar bürünmelidirler.

Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

İslam dininde müziğin haram olduğunu iddia edenler var. Kendilerince çok argümanlar çıkarabiliyorlar ama aslında müziğin caiz olmamasına dair sahih bir kaynak yok. Sanırım lokman suresinin 6. Ayetine dayandırıyorlar fakat orada 'boş söz caiz değildir' diyor, nasıl bunu müziğe yoruyorlar anlamak zor. Dinleyicilerin içi bu konuda rahat olsun. Bir de Rock müzik dinlemenin caiz olup olmadığı konusunda çok soruyla karşılaşıyorum. Müziğin tarzının hiçbir önemi yoktur; elektronik, rock ya da pop. Önemli olan müziğin uygunluğu konusundaki kıstaslardır. Sözleri uygunsa, eğer İslam'a yaklaştırıyorsa her müzik caizdir hatta caizden öte güzeldir. www.yunusgibi.com’u tekrar hatırlatayım, gidecek daha çok yolumuz olduğunu belirteyim. Teşekkürler…

Renkhaber - Özel

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !